Kuran’ı en iyi anlayanlar, onu anlamadan okuyanlardır!

Önceleri, ben de, Kuran’ı herkesin okuyup anlayabileceğini zannetmiştim. Çünkü Hz. Peygamber, müslümanlıkta bir rahip sınıfının olmamasını istemiştir; öyleyse peygamber herkesin Kuran’ı okuyup anlayabileceğine inanmıştır ki Kuran’ı öğretecek bir aracı sınıfına ihtiyaç yoktur demiştir.

Fakat, Kuran’ı okuyup anlamaya çalışınca, Kuran’ın öyle yüzeysel bir okuma ile anlaşılamayacağını anladım. Bunun en temel sebebi Kuran’ın yazıldığı dilin Arapça olması. Arapça’da sesli harfler olmadığı için her kelime birden fazla şekilde okunabilir. Ayrıca Arapça’da kelimeler genelde üç harflik köklerden türetildiği için her kelimenin onlarca anlamı olabiliyor. Bu anlamlardan biri ayetin konusuna ve bağlamına göre seçilir ve ayet anlamlandırılır.

Arapça’dan kaynaklanan bu muğlaklık ve anlam karışıklığı, Kuran’ı Türkçe mealinden okuyunca daha da artar. Kuran’ın onlarca mealinden birini okuyan birisi, Kuran’ın Türkçe dilbilgisine uygun, anlamlı cümlelerle yazılmış olduğunu zannedebilir. Halbuki öyle değil. Kuran’ın neredeyse hepsi düşük cümlelerle yazılmıştır, yani kelimeler Türkçe kelime dizinine göre sıralanmamıştır ve bir sürü anlam boşlukları vardır. Kuran’ı okuyan, bu sıralanmış kelimelerden o ayetin bağlamına göre bir anlam çıkartmaya çalışır.

Basit bir örnek olarak, Yunus suresi, 100. ayetin Diyanet işleri mealine bakalım:

Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.

Ama bu ayetin Kuran’da kelime kelime yazılışı şöyle:

 1. ve mâ kâne            : ve olmadı, olmaz, olamaz
 2. li nefsin             : bir nefs için, bir nefsin
 3. en tu'mine            : mü'min olması
 4. illâ                  : (ancak) hariç, olmaksızın
 5. bi izni allâhi        : Allah'ın izni ile
 6. ve yec'alu            : ve kılar, yapar, verir
 7. er ricse              : ceza, azap, pislik
 8. alâ                   : üzerine
 9. ellezîne lâ ya'kılûne : akıl etmeyen kimseler

6. satırdan başlayarak, Türkçe kelimeleri alt alta sıralasak,

 ve kılar, yapar, verir
 ceza, azap, pislik
 üzerine
 akıl etmeyen kimseler

gibi bir kelime dizisi çıkıyor ortaya. Kuran’da yazılı olan bu. Ama her satırda bir kaç alternatif kelime verilmiş. Onlar arasında bir seçim yapmamız gerekiyor.

Şöyle bir seçim yapabiliriz:

 verir
 azap
 üzerine
 akıl etmeyen kimseler

Bu kelime dizilişinden, Diyanet’in verdiği

 Allah,
 azabı
 akıllarını (güzelce) kullanmayanlara
 verir

anlamı nasıl çıkıyor? Orijinalinde “akıl etmeyen kimseler” diyor. Neyi akıl etmeyen? Diyanet’in eklediği “Güzel” kelimesi ayette geçmiyor. Bazı mealciler 7. satırdan “pislik” kelimesini tercih etmişler, o zaman da “Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır,” gibi bir cümle oluşuyor. “Azap” ile “pislik” tamamen ayrı anlamları olan kelimeler. Fiziki pislik mi? Mecazi pislik mi? Yani, bu ayette bir anlam belirsizliği olduğu kesin.

***

Kuran, zamanın Arapları -hatta daha da özel olarak Mekke’li Kureyş kabilesi- için inmiştir ve o zamanın dili ve anlayışına göre yazılmıştır. Kuran Peygambere, Kuran’da gördüğümüz kelimeler ile inmemiştir. Peygamberin içine doğmuştur, yani ona bir ilham olarak gelmiştir. Peygamber içine doğan ilhamı kelimelere dökmüştür. Yani bilmediği kelimeler veya kendi kültürü dışında kelimeler kullanması söz konusu değildir.

Üstelik, bazı kavramlar Peygamberin çağdaşı Mekke’li Araplar için çok açık olduğu halde, 1400 yıl sonra bizim bu kavramları anlamamız imkansız olabiliyor. Hatta o zamanın Arapları için bile açık olmayan kavramlar kullanılmış olabilir, çünkü herkesin eğitim seviyesi ve kelime dağarcığı aynı olamaz.

Bizim anlamakta zorlandığımız ayetlerden birine örnek olarak Nur suresi 31. Ayeti gösterebiliriz. Bu ayeti okuyup anlamak isteyenlerin mutlaka derin bir araştırma yapması gerekir. Kelime köklerini araştırması, aynı kelimelerin Kuran’ın başka ayetlerinde nasıl kullanıldığını araştırması ve anlaması, sonra da kendisinin bir yorum yapması gerekir. Yüksek eğitim seviyesi görmüş birinin bile bu ayeti bir okuyuşta anlaması mümkün değildir.

Diğer bir seçenek, bu ayeti okuyup anladığını iddia eden hacı-hocanın otoritesini kabul edip onlara sormaktır. Ama bu da sorunludur çünkü hacı-hoca için, akıl imandan sonra gelir; yani onların yorumları tarafsız değildir. Üstelik hacı-hoca ulemadır, yani okulcu akademiklerdir ve kendilerini yetiştiren ve ait oldukları cemaat veya kurumların resmi görüşü neyse onu tekrarlamak zorundadırlar. Diyanet için çalışanlar da devlet memurudurlar ve devletin resmi görüşü dışına çıkamazlar. Akademik, okulcu, dinî hiyerarşinin, askerî hiyerarşiden farkı yoktur. Hiyerarşinin mensupları, resmi doktrine uymayan yorumlar ve açıklamalar yapamazlar. Bu ulemanın yorumu da Kuran’ın gerçek anlamını (eğer varsa!) yansıtmayacak ve sadece bir cemaatin yorumunu yansıtacaktır. Tabii her cemaat kendi yorumunun mutlak doğru, hatta Allah tarafından tasvip edilmiş, yorumu olduğunu söyleyecektir.

O zaman şöyle bir çelişki karşımıza çıkıyor. Kuran’ı anlamak için ne kadar çok araştırma yaparsak ve ne kadar çok detaya inersek, Kuran’ın gerçek anlamından o kadar uzaklaşmış oluruz. Bu bir sahilin sınırlarını çizmeye benzer. Bir haritada bir çizgi ile belirlenmiş bir sahilin kendisine gidip baktığımızda, sahilin bir çizgi ile belirlenmediğini görürüz. Ne kadar uzaktan bakarsak, sahil çizgisi o kadar net görünür; ama, yaklaştıkça; su nerede bitiyor, kara nerede başlıyor, iyice belirsizleşir ve bir sahil çizgisi çizmek imkansızlaşır. Kuran’ın anlamı da derine indikçe belirsizleşir.

Bu çelişkinin farkına varan bir çok ulema, Kuran’ın sonsuz anlamı olduğunu söylemişlerdir; sonsuz anlamı olan bir şey de anlamsızdır.

***

Peki kendi başımıza Kuran’ı çözemeyeceğimizi anladık ve ulemaya başvurduk. Dediğimiz gibi, ulema cemaatlere bölünmüştür ve kendi arasında yüzlerce sınıfa ayrılmıştır. Her türlü zıt yorum üretmişlerdir. O kadar çok yorum vardır ki hoşunuza giden bir yorumu seçebilirsiniz. Bu da Kuran’ın tek, mutlak ve öz anlamı olmadığını gösterir.

***

Durum bu. Kuran’ın metni sabittir değiştirilemez diyenlere duyurulur.

Kuran’ın metni sabitlenmiş olabilir ama aynı şey anlamı için söylenemez. Önemli olan metin değildir. Önemli olan anlamdır. Bir metnin sabit olduğu ve değiştirilemeyeceği fikri veya dayatması Kuran’a has yeni bir fikir de değildir. Kuran’dan çok önce yazılmış Hamurabi kanunları şöyle bitiyor: “Sözü değiştirilemez olan Enlil’in adı ile.” Enlil o zamanların Allah’ı imiş.

***

Kuran’daki bu anlam kargaşasının ülkemiz açısından kötü bir yan etkisi de olmuştur. Dini kullanarak buralarda operasyon yapma alışkanlığı olan Batı ülkeleri, özellikle Almanya, yukarda bahsettiğimiz Nur suresi 31. Ayeti kullanarak Türk kadınını açık ve kapalı diye ikiye ayırmayı başarmışlardır. Şule Yüksel Şenler ile Anadolu’yu dolaşan bir Alman kadın, Türk kadınlarını “Bakın bu Ayette Allah kafanızı bir türbanla bağlamanız gerektiğini emretmiş” diye kandırmışlardır. Dini kullanarak bir operasyon yapmışlardır. Bugün biz bu ayeti okuyoruz ve ayette “saçlarınızı Şule Yüksel Şenler’in emrettiği şekilde bir türbanla bağlayın” diye bir emir olmadığını görüyoruz. Ama artık olan olmuş, Türk kadını açık ve kapalı diye ikiye ayrılmıştır.

***

Bundan çıkan sonuç şu: Kuran’ı anlamadan okuyanlar onu en iyi anlayanlardır! Kuran’ı en iyi anlayanlar, Arapça bilmediği halde, Kuran’ı anlamadan seslendiren insanlardır. Zaten vahiy de Peygamber’e o anlamadan, bir ilham olarak içine doğmuştur. Vahyi Cebrail’in Arapça olarak Peygamberin kulağına fısıldadığı gibi düşünmek doğru değildir. Peygamber gelen ilhamı kendi kelimeleri ile çevresindekilere seslendirmiştir.

***

Yukarda kısaca değindiğimiz, Kuran’ın “anlam özü” konusu da önemli. Tamam, Kuran’ın metni sabitlenmiştir (bunu da yanlış anlamayalım, mushaf, yani elimizdeki Kuran, Peygambere inen Kuran değildir, onun için, mushafın metni sonradan derlenmiş ve sabitlenmiştir diyoruz) fakat bu sabit metinden sonsuz anlamlar çıkartmak mümkündür; peki acaba Kuran’ın tartışmasız, herkesin kabul edeceği, bir mutlak anlamı, bir özü, var mıdır? Sormamız gereken asıl soru da budur?

###

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s